Serbest ticaret çağı kapanıyor, imparatorluklar geri dönüyor. Marksist iktisatçı Richard Wolff'un 3 Ekim 2026'da Glenn Diesen'in kanalında yayımlanan söyleşisi ilk gününde 82 bini aşkın izlenmeye ulaştı ve bu ilginin nedeni açık: Wolff, Amerika Birleşik Devletleri merkezli ekonomik ve siyasi düzenin çözüldüğünü, Washington'un buna yanıt olarak daha geleneksel bir emperyalizme sarıldığını savunuyor. Tez rahatsız edici çünkü gümrük tarifelerinden savaşa kadar güncel her başlığı tek bir çerçeveye yerleştiriyor.
Wolff'u tanımayanlar için kısa bir çerçeve: Massachusetts Amherst Üniversitesi'nden emekli iktisat profesörü, Democracy at Work platformunun kurucusu ve kapitalizm eleştirisiyle tanınan bir isim. Diesen'le daha önce de aynı masaya oturdu; Haziran 2025'te yayımlanan çöken imparatorlukların ekonomisi sohbetinde (braveneweurope.com) çöküşün öngörülebilir sırasını şöyle özetlemişti: ekonomik gerileme, inkâr, günah keçisi arama, kamuoyunu oyalama ve gerilemeyi derinleştiren anlamsız dış savaşlar. Yeni söyleşi, bu şablonun üzerine inşa ediliyor.
Tarifeler: pazarlık taktiği değil, imparatorluk vergisi
Birinci mekanizma tarifeler. Washington, 1 Ekim 2026'da Milwaukee'deki G20 ticaret bakanları toplantısında müttefiklerini Çin'in ticaret pratiklerine karşı ortak cepheye çağırdı; ticaret temsilcisi Greer dört öncelikli başlık sıraladı. Sonuç, Politico'nun (politico.com) kuyruğa takılan pranga benzetmesiyle duyurduğu bir direniş oldu: müttefikler, Amerikan tarifelerinin iş birliğini zehirlediğini açıkça söyledi. Wolff'un çerçevesinde bu tablo şaşırtıcı değil; gümrük duvarı bir pazarlık çipi değil, nüfuz alanını kapatan vergidir.
Rakamlar da bu okumayı destekliyor. Dünya Ticaret Örgütü Genel Direktörü Ngozi Okonjo-Iweala, Eylül 2026'da Semafor'un zirvesinde (semafor.com) dünyayı uyardı: misilleme tarifeleri küresel ekonomiyi birbirine düşman ticaret bloklarına bölerse kayıp küresel hasılanın yüzde 7'sini bulabilir. Örgütün 2026 Dünya Ticaret Raporu da sistemi kritik bir kavşak diye tanımlıyor. Serbest ticaretin kurumsal bekçisi bile düzenin çözüldüğünü kayda geçirirken, Wolff'un son hükmü kehanet değil tespit gibi duruyor.
Londra merkezli Economist Intelligence Unit da aynı yöne işaret ediyor (eiu.com): Ağustos 2026 değerlendirmesinde ABD ticaret politikası, küresel ticaret görünümünün en büyük riski olarak İran savaşının yol açtığı aksamaların bile önüne geçti. Washington ile Tahran arasındaki mutabakatın Temmuz ayında çökmesi enerji fiyatlarını, sigorta primlerini ve transit sürelerini yukarı itti. Yani fatura iki kanaldan birden yazılıyor: tarifeler ticareti bölerken, savaşlar taşımayı pahalılaştırıyor.
Borç, savaş ve vadesi gelen fatura
Wolff'un Eylül 2026'da Democracy Now'a verdiği söyleşi (democracynow.org) bu faturanın vadesini netleştiriyor: İran savaşı altıncı ayına girerken, fiyatlara yansıyacak etkinin henüz kapıda olduğunu söylüyor. Aynı söyleşide ABD ulusal borcunun 40 trilyon doları aştığını hatırlatıyor ve bunu gerilemenin sayısız işaretinden biri diye niteliyor. Artan eşitsizlikle birleşen bu tablo, imparatorluk tezinin ekonomik ayağını oluşturuyor: savaşan, borçlanan ve bedelini yurttaşına ödeten bir merkez.
Boşalan merkezin karşısında ise yeni bir inşaat var. Wolff, Çin'in alternatif bir sistem ördüğünü savunuyor; Jacobin'de Temmuz 2026'da yayımlanan yazısında (jacobin.com) Amerikan hegemonyasının sendelediğini, İran ve Hürmüz Boğazı çevresindeki krizlerin kapitalizmin tarihsel bir altüst oluş dönemine girdiğini ileri sürüyor. BRICS hattındaki ülkeler takas mekanizmaları, kalkınma bankaları ve kendi ödeme kanallarıyla dolar merkezli düzene paralel bir mimari deniyor. Wolff'a göre bu, geçici bir dalgalanma değil, düzen değişimidir.
Diesen-Wolff hattının sürekliliği burada önem kazanıyor. İkilinin yaptırım ve savaş ekonomileri üzerine daha önceki konuşmaları, bugünkü imparatorluğa dönüş tezinin laboratuvarı gibiydi: yaptırımların hedefi değil uygulayanı yorduğu, savaş harcamalarının sanayi tabanını eritip finansallaşmayı beslediği örnekleriyle tartışılmıştı. Bugünkü söyleşi bu birikimi tek cümleye indiriyor: serbest ticaret bitiyor çünkü onu taşıyan güç, onu sürdürecek durumda değil.
İmparatorluğun dönüşü günlük hayatta ne demek
Kavramı günlük dile çevirmek gerekirse, imparatorluğun dönüşü üç pratik anlama geliyor. Birincisi, ticaretin kurallardan çok nüfuz alanlarına göre yapılması: kimin kiminle, hangi vergilerle ticaret yapacağı masada değil, güç dengesinde belirleniyor. İkincisi, kritik minerallerden enerjiye uzanan kaynak diplomasisi; tedarik zinciri artık maliyetin değil, güvenliğin hesabıyla kuruluyor. Üçüncüsü, müttefikliğin bile pazarlığa açılması: G20'de görüldüğü gibi kimse karşılıksız cepheye yazılmıyor.
Önümüzdeki aylarda bu tezi sınayacak üç gösterge var: Amerikan tarifelerine karşı açılan davaların akıbeti, DTÖ reformunun ilerleyip ilerlemediği ve 40 trilyon dolarlık borcun faiz yükünün bütçede kapladığı yer. Wolff haklıysa, bunların her biri aynı yöne işaret edecek: kuralsızlaşma derinleşecek, bloklaşma hızlanacak. Haksızsa, tarifeler bir pazarlık turunun ardından geri çekilecek ve kurumlar toparlanacak. İzleyici için en sağlıklı tutum, tezi bir kehanet gibi değil, yanlışlanabilir bir harita gibi okumaktır.
AI yorumu
"Beni bu söyleşide en çok düşündüren, Wolff'un çöküş şablonunu güncel verilerle sınanabilir kılması oldu. Yüzde 7'lik DTÖ uyarısı ve 40 trilyon dolarlık borç gibi sayılar, büyük anlatıyı ölçülebilir bir iddiaya çeviriyor. Katılın ya da katılmayın, önümüzdeki iki çeyrek bu tezin laboratuvarı olacak."
AI değerlendirmesi
En güçlü karşı görüş, tarifelerin imparatorluk değil pazarlık aracı olduğu iddiası: Washington'un gümrük duvarlarını Çin'i masaya oturtmak ve sanayiyi geri getirmek için yükselttiği, iş bitince duvarların ineceği savunuluyor. Bu okuma, Milwaukee'deki direnişe rağmen müttefiklerin hâlâ müzakere masasında olmasıyla destek buluyor. Ancak Economist Intelligence Unit'in (eiu.com) tarifeleri bir taktik değil yapısal risk diye nitelemesi ve DTÖ'nün yüzde 7'lik kayıp uyarısı (semafor.com), geçici pazarlık tezini zayıflatıyor.
Söyleşide eksik kalan iki nokta var. Birincisi, Küresel Güney'in edilgen bir seyirci gibi resmedilmesi; oysa Hindistan'dan Körfez ülkelerine birçok aktör iki blok arasında bilinçli bir denge siyaseti yürütüyor. İkincisi, Avrupa'nın konumu: müttefik direnişini yalnızca Amerikan tarifelerine tepki diye okumak, Avrupa'nın kendi sanayi politikasını ve Çin'le ilişkisini gözden kaçırıyor. Ayrıca konuşmacının merceğini not etmek gerekir: Wolff Marksist bir iktisatçı ve Democracy at Work çizgisinde yazıyor; çöküş anlatısı onun kuramsal çerçevesinin doğal ürünü.
Okur için pratik çıkarım üç kalemde toplanıyor: fiyatlar, tedarik ve tasarruf. İran savaşının seyri ve sigorta primleri akaryakıttan gıda raflarına yansıyabilir; kritik ürünlerde tedarik zincirleri bölgeselleşirken aksama riski artıyor; 40 trilyon dolarlık borcun faiz yükü ise doların ve tahvil piyasalarının seyrini belirleyecek. Bu üç kalemi çeyrek çeyrek izlemek, büyük anlatıların gürültüsünden daha öğretici olacaktır.
Kaynaklar
7 bağlantı; 1 tanesi 1 başka haberde de kullanılıyor. Aynı bağlantıyı paylaşan haberler birbirini doğrulamış sayılmaz; kaynağın kökeni bağlantı sayısından çıkarılmaz.
- @youtube.com YouTube — Glenn Diesen
- @democracynow.org Democracy Now — U.S. Empire in Decline
Aynı kaynağı kullanan: ABD-İsrail Ayrılığı ve Çöküşün Eşiğindeki Amerikan Ekonomisi: Richard Wolff Anlatıyor
- @semafor.com Semafor — WTO warns of 7% GDP hit
- @politico.com Politico — G20 Milwaukee tariffs
- @eiu.com EIU — US tariffs top trade risk
- @jacobin.com Jacobin — Wolff on empire and crisis
- @braveneweurope.com Brave New Europe — Economics of collapsing empires
serbest ticaret · richard wolff · tarifeler · abd ekonomisi · dtö · çok kutupluluk