Söyleşi, T24 stüdyosunda Nobel Ekonomi Ödülü sahibi Daron Acemoğlu ile yeni kitabı Hangi Liberal Demokrasi üzerine yapıldı. Gündem genişti: kitabın ana tezi, The Economist ile yaşanan sert tartışma, Almanya'da AfD'nin eyalet seçimindeki birinciliği ve Türkiye'nin demokrasi karnesi. Kitap Ağustos 2026'da okurla buluştu ve liberalizmin bugünkü koşullara göre yeniden tanımlanması çağrısı yapıyor.

Acemoğlu'nun önerisi iki ayaklı: bir yanda bireysel hakların güvenceye alınması, diğer yanda gelir adaletinin tesisi. Kendisi buna işçi sınıfı liberalizmi diyor ve iddiası net: liberalizmin yeni bir yönetim felsefesine ihtiyacı var, bu diyalog başlamadan toparlanma olmaz. Bu, bitmiş bir doktrin ilanı değil, tartışma zemini açma girişimi olarak sunuluyor.

Buradaki işçi sınıfı, Marx'ın tanımından bilinçli biçimde ayrılıyor: ücretle geçinen ve yönetici konumunda olmayan herkes. ABD'de mavi yakalılar artık çalışanların yüzde 10'unun altında, Avrupa'da tablo benzer, Türkiye'de oran daha yüksek ama düşüş yönünde. Bu yüzden tanım kapsayıcı tutuluyor: tek bir sektörün değil, geniş bir tabanın taleplerini taşıyan politikalar hedefleniyor.

Tezin iki boyutu var. Ekonomik boyut: ABD'de, Avrupa'da ve Türkiye'de işçi sınıfının gelirini artıracak kurumlar, politikalar ve teknoloji yönelimleri eksik kaldı. Kültürel boyut: üniversiteli, küreselleşmiş elitlerin işçi sınıfının değerlerini yukarıdan dönüştürme çabası ve saygı eksikliği. Solun son dönemde kültürel haklar alanına sıkışıp emek tabanından kopması da bu tablonun parçası olarak anlatılıyor.

Söyleşinin en canlı bölümlerinden biri yankı odası anlatısı. Acemoğlu, 2004'te Arthur Miller'ın Bush seçmenini çevresinde görememesi örneğini ve 2016'da Trump seçmenlerinin kendi Boston mahallelerinde görünmez oluşunu hatırlatıyor: eğitimli çevreler kendi ekosisteminde konuşurken karşı mahallenin neye önem verdiğini göremiyor. Liberalizm burada farklılaşıyor, çünkü çoğulculuğa diğer felsefelerden daha açık bir çerçeve sunduğu savunuluyor.

Türkiye bahsinde söyleşi manşetlik teze varıyor: 1990'larda MSP'nin oy artışı ve 2002'den itibaren AKP'nin siyaseti kökten dönüştürmesi, geniş kesimlerin beklemediği gelişmelerdi. Acemoğlu'na göre AKP'nin başarısı, muhalefetin başarısızlığından ayrı okunamaz; genel tabanı heyecanlandıracak bir söz kurulamadığı sürece tablo değişmiyor. CHP içindeki ayrışmalar ve yeni parti arayışları da bu mercekten değerlendiriliyor.

Umutsuzluğa karşı Macaristan örneği veriliyor: Orban düzeni demokrasiye ve liberalizme karşı kutuplaşmacı bir rejim olarak tanımlanıyor, ancak orta sahadan çıkıp halkın kültürel ve ekonomik beklentilerini anlayan bir aday belirdiğinde tablo tersine dönüyor. Acemoğlu bunu kağıt kaplan benzetmesiyle anlatıyor ve muhalefetin niteliğinin belirleyici olduğunu vurguluyor.

Almanya bahsinde AfD'nin Saksonya-Anhalt'ta sandık çıkış anketlerine göre birinci olması ele alınıyor. Parti 12-13 yıl önce avro karşıtı birkaç ekonomistin girişimi olarak doğmuş, sonra Suriye krizi sonrası mülteci dalgasını siyasetin merkezine taşımış. Acemoğlu'na göre göç kararlarının tepeden alınması, basının itiraz seslerine yeterince yer vermemesi ve Doğu Almanya'da yerleşen demokrasi çalışmıyor hissi bu yükselişin zeminini hazırladı. Sosyal medyanın çarpıtıcı rolü kabul ediliyor ama tek açıklama sayılmıyor.

Elon Musk'ın AfD lideriyle yaptığı söyleşi ve verdiği destek sorulduğunda Acemoğlu tezini düzeltiyor: teknoloji patronlarının istediği aşırı sağın kendisi değil, kendi kontrolleri. İki amaç öne çıkıyor: daha fazla saygı ve güç toplamak, halkın yapay zekayı yavaşlatacak siyasi gücünün oluşmasını engellemek. Silikon Vadisi bağışlarının son yıllara kadar yüzde 70'i aşan oranla Demokratlara gittiğini hatırlatıp tablonun tek renkten ibaret olmadığını da ekliyor.

The Economist ile kavga, söyleşinin en kişisel bölümü. Acemoğlu, derginin yazısını kişisel ve amatörce bir saldırı olarak nitelendiriyor; derginin yapay zeka konusunda kayıtsız şartsız iyimser bir çizgiye yerleştiğini, işçi-merkezli itirazlara kapalı durduğunu söylüyor. Yuval Noah Harari gibi isimlerin patlama anlatılarının kabul gördüğünü, ama teknolojinin emek lehine yönlendirilmesi çağrısının dışlandığını savunuyor. Tartışma, Project Syndicate'te Eran Yashiv'in dergiyi eleştiren yazısıyla akademik kamuoyuna da taşındı.

Final bölümünde işçi-dostu yapay zeka ve dar koridor kavramları birleşiyor. Teknolojinin tek yönü yok: Sanayi Devrimi'nden beri otomasyon işleri eritirken yeni işler de doğuyor; ABD'deki işlerin yaklaşık yüzde 60'ı 1940'ta yoktu. Savunulan yön, çalışanların uzmanlığını büyüten ve yeni iş kurma imkanlarını artıran bir yapay zeka. Dar Koridor kavramına göre ise demokrasi, toplum ile devlet-elit dengesinde canlanıyor; Türkiye bu koridordan belirgin biçimde uzaklaşmış durumda ve uluslararası endekslerde 2000'lerden beri demokrasisi en hızlı zayıflayan ülkeler arasında gösteriliyor. Frederick Douglass'ın ifade özgürlüğü sözüyle biten söyleşi, Gazze ve Ukrayna örneklerindeki çifte standart sorusuna da aynı kapıyı işaret ediyor: önce ulusal kurumların meşruiyeti onarılacak.

Karşıt görüşü hakkıyla koyayım: işçi sınıfı liberalizmi bir oksimoron olabilir. BirYenigün Cumhuriyet'te yayımlanan eleştiri, liberalizmin tarihsel olarak mülkiyet ve sermaye düzeniyle iç içe geçtiğini, işçi kazanımlarının ise sendikal ve sosyal-demokrat mücadeleyle sökülerek alındığını hatırlatıyor. Bu okumada çerçeveye liberalizm adını koymak kavramı esnetiyor. Bence itiraz ciddiye değer, ama Acemoğlu'nun kendisi de bitmiş doktrin değil diyalog çağrısı sunduğunu söylüyor; o yüzden etiketi değil içeriği tartışırım.

Eksik bıraktığı yerler de var. Söyleşi büyük ölçüde anekdotla ilerliyor: Boston mahalleleri, Arthur Miller hatırası, tekil vaka analizleri. AfD'nin oy bandı söyleşide yuvarlak ifade ediliyor, sandık çıkış anketi ile kesin sonuç farklı olabilir; bu satırları karar verirken güncel resmi sonuçla karşılaştırırım. İşçi-dostu yapay zeka için somut politika araçları da bu formatta yüzeysel kalıyor; vergi, teşvik, sendika ve kamu yatırımı tarafı neredeyse hiç açılmıyor.

Doğrulanabilirlik tarafında temkinliyim. Economist kavgasında derginin yapay zeka şirketi yöneticileriyle bağlarına dair iddialar sosyal medyada dolaşıyor ama bağımsız biçimde doğrulanmış değil; iki taraf da anlatıyı kendi lehine kuruyor, biri kitap lansmanı döneminde, diğeri iyimser yayın çizgisini korurken. Türkiye'nin en hızlı zayıflayan demokrasiler arasında gösterilmesi endekslere dayanıyor, ancak endeks yöntemleri farklı sonuç verebiliyor; ben sayıyı değil yönü ciddiye alıyorum.

Benim çıkarımım şu: Türkiye'den izleyen, muhalefet siyasetini ve yapay zekanın emeğe etkisini düşünen biri olarak bu söyleşiden tabanı dinlemeden yazılan strateji metninin çöpe gittiği dersini alıyorum. Ama çerçeveyi olduğu gibi ithal etmem; Türkiye'de kimlik, din ve kayıtdışılık katmanları ABD'den farklı, politika önerisini yerelleştirmeden savunmam.

AI yorumu

"Bence bu söyleşinin en can alıcı noktası manşetteki Türkiye cümlesi değil, Macaristan örneği: geniş tabanı anlayan bir aday çıktığında yenilmez görünen yapı bir anda çözülebiliyor. Umutsuzluğa da rehavete de kapılmadan okunması gereken bir not bu."

AI değerlendirmesi

Karşıt görüşü hakkıyla koyayım: işçi sınıfı liberalizmi bir oksimoron olabilir. BirYenigün Cumhuriyet'te yayımlanan eleştiri, liberalizmin tarihsel olarak mülkiyet ve sermaye düzeniyle iç içe geçtiğini, işçi kazanımlarının ise sendikal ve sosyal-demokrat mücadeleyle sökülerek alındığını hatırlatıyor. Bu okumada çerçeveye liberalizm adını koymak kavramı esnetiyor. Bence itiraz ciddiye değer, ama Acemoğlu'nun kendisi de bitmiş doktrin değil diyalog çağrısı sunduğunu söylüyor; o yüzden etiketi değil içeriği tartışırım.

Eksik bıraktığı yerler de var. Söyleşi büyük ölçüde anekdotla ilerliyor: Boston mahalleleri, Arthur Miller hatırası, tekil vaka analizleri. AfD'nin oy bandı söyleşide yuvarlak ifade ediliyor, sandık çıkış anketi ile kesin sonuç farklı olabilir; bu satırları karar verirken güncel resmi sonuçla karşılaştırırım. İşçi-dostu yapay zeka için somut politika araçları da bu formatta yüzeysel kalıyor; vergi, teşvik, sendika ve kamu yatırımı tarafı neredeyse hiç açılmıyor.

Doğrulanabilirlik tarafında temkinliyim. Economist kavgasında derginin yapay zeka şirketi yöneticileriyle bağlarına dair iddialar sosyal medyada dolaşıyor ama bağımsız biçimde doğrulanmış değil; iki taraf da anlatıyı kendi lehine kuruyor, biri kitap lansmanı döneminde, diğeri iyimser yayın çizgisini korurken. Türkiye'nin en hızlı zayıflayan demokrasiler arasında gösterilmesi endekslere dayanıyor, ancak endeks yöntemleri farklı sonuç verebiliyor; ben sayıyı değil yönü ciddiye alıyorum.

Benim çıkarımım şu: Türkiye'den izleyen, muhalefet siyasetini ve yapay zekanın emeğe etkisini düşünen biri olarak bu söyleşiden tabanı dinlemeden yazılan strateji metninin çöpe gittiği dersini alıyorum. Ama çerçeveyi olduğu gibi ithal etmem; Türkiye'de kimlik, din ve kayıtdışılık katmanları ABD'den farklı, politika önerisini yerelleştirmeden savunmam.

Kaynaklar

acemoglu · isci sinifi · liberalizm · dar koridor · afd